top of page

İnsan, Akıl ve Sevgi

🧠 İNSAN, AKIL VE SEVGİ ÜZERİNE

Cevad Memduh Altar

Aklın Özgürlüğü, Ruhun Yüceliği ve Gerçek Sevginin Gücü

İnsan, Akıl ve Sevgi Üzerine Cevad Memduh Altar

İnsanoğlunun yaşamda temel güvencesi, aklın özgürlük yolundaki sürekli gelişimidir. İnsanın, ruhsal yaşamdaki yüceliş çabasına da gene akıl önderlik eder. Kişiyi "iyi"ye, "doğru"ya, "güzel"e ve "gerçek sevgi"ye götüren istek de gene aynı faktörlerden beslenir.

İnsanoğlunun gelişim yolunda harcadığı çaba, karşılıklı bir alışveriş olma niteliğini korudukça, bireye olduğu kadar, topluma da yararlı olur; aklın, kuvvetin ve güzelliğin eşit oranda oluşturacağı Üçlü Uyum Dengesi ise, ancak ve ancak akıl ile ruhun ortak bileşimiyle elde edilebilir.

Aklın özgürce davranış gücünü besleyen temel kaynağı arayıp bulma çabası, felsefenin Estetik dalını oluşturmuştur.

Gerçek sevginin, her türlü maddesel yarardan arınmış, karşılıksız bir duygu olduğunun dikkatle incelenmesi, insanlık adına kıvanç verici sonuçlar doğurur. Acaba, karşılıksız sevgi üzerinde ısrarla durulmasını gerektiren sebepler nelerdir? Başka tür sevgiler var da, onun için mi "karşılıksız sevgi" diye nitelenen apayrı ruhsal bir yücelik üstünde yorum yapmak zorunluluğu ortaya çıkıyor?! İşte bu ikinci soruyu "Evet!" diye cevaplamak yerinde olur; çünkü büyük psikiyatr Carl Gustav Jung yapmıştır.

Jung şöyle der: "İnsan, şeytanca başarısından doğan gizli bir korku, derin bir şüphe içindedir; ama buna karşı gene de bir çare bulunamamıştır ve bütün bu olayların, insan ruhunun çoktandır ihmal edilmiş olmasından ileri geldiğine de pek az insan inanmıştır". Jung'un ortaya koyduğu bu büyük gerçek karşısında, sadece sevgi eyleminin insanoğlunun gelişim çabası açısından incelenmesi bile, yukarıda belirtilen karşıt durumun içyüzünü olduğu gibi açıklamaya yeter. Onun için şimdi de yorumu, büyük düşünürlere bırakalım:

Doğu tasavvufunun büyük önderi Mevlânâ Celâlettin-i Rumî'nin (1207-1273) sevgi felsefesi, bu büyük mürşidi eşsiz bir inançla insana yöneltmiş ve bu yönelişin sonuçlarını inceleyelim; sonra da Zerdüşt'ten bu yana sevgide ulaşılan zirveleri kısaca gözden geçirelim:

Ön Asya, Uzak Doğu, Yakın Doğu ve Batı uygarlıkları da sevgi konusunda bize önemli örnekler verebilecek niteliktedir. Örneğin, eski İran'ın büyük din yenileyicisi Zerdüşt (Grek kaynaklarına göre, Milattan Önce 1100 yıllarında yaşadığı sanılmaktadır), sevgi için şöyle diyor: "Başkalarını sevebilmenin sevgisinden daha da büyük sevgi, en uzaktakini ve gelecektekini sevebilmenin sevgisidir: ben sizlere en uzaktakini sevebilmenin sevgisini öneririm. Çocuklarınızı yetiştiren ülkeyi sevin: bu sevgi de sizdeki yeni bir gücün kaynağıdır."

Budda'ya göre, böylesine bir sevgiyi, kendilerini ancak maddeye, kine ve nefrete tutsaklıktan koruyabilmiş olan kişiler elde edebilirler.

Şimdi biraz da Orta Doğu'ya uğrayalım ve insanı "Tanrı-Tabiat"ın parçası olarak niteleyen ve her şeyden önce, "insan için yaşam" prensibini öngören stoik filozofların sevgi anlayışlarını ele alalım:

Schopenhauer'e göre, bencillik, cinsel güdüden başka bir şey değildir ve sadece insanlığın ortak ıstırabı gerçek sevgidir.

Bütün bunları sayıp dökerken, büyük psikiyatr Carl Gustav Jung'a hak vermemeye imkân yok. Onun dediği gibi, insan ruhunun, hele çağımızda, alabildiğine ihmal edilmiş olmasıdır ki, madde ve çıkar dünyasının katılığı içinde insan, hiçbir yarardan beslenmeyen karşılıksız, katıksız sevgiden çoğunlukla yoksun kalmanın tehdidi altında bunalmıştır. İşte bu noktada, materyalist psikiyatriye, sevgi konusunda bazı sorularım olacak: İnsan hayatını kurtarma yolunda kendi hayatlarını bazen bile bile feda etmekten çekinmemiş olan bilim kurbanlarının böylesine davranışlarını da mı libidoya bağlayacaksınız? Bir bilim adamının, bilimsel buluşlarını çekinmeden savunurken karşılaştığı hakarete, hattâ ilgisizliğe ölünceye kadar sabırla, tahammülle katlanması, onun bilime karşı ruhunda bizzat beslemiş olduğu "karşılıksız sevgi" değil de nedir?

Bu sorular karşısında, sevginin sadece biyolojik bir güdü olmadığı, insanın ruhsal gelişiminde ve toplumsal ilerlemesinde temel bir rol oynadığı açıkça görülmektedir. Gerçek sevgi, insanı maddi çıkarlardan arındırarak, onu daha yüce amaçlara yöneltir ve böylece hem bireysel hem de toplumsal gelişime katkıda bulunur.

Sonuç olarak, aklın özgürlüğü, ruhun yüceliği ve gerçek sevginin gücü, insanoğlunun gelişim yolundaki en temel dinamiklerdir. Bu üç unsurun uyumlu birleşimi, hem bireyin hem de toplumun ilerlemesi için vazgeçilmezdir.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Estetik Yönleriyle Müzik

🎵 ESTETİK YÖNLERİYLE MÜZİK Cevad Memduh Altar Müzik Estetiği, Estetik Yargılar ve Autonomie/Hétéronomie Yaklaşımlar Estetik Yönleriyle...

 
 
 
Koca Reşit Paşa

🏛️ KOCA REŞİT PAŞA Büyük Devlet Adamının Kişiliği ve İcraatı Üzerine BÜYÜK DEVLET ADAMI KOCA REŞİT PAŞA'NIN KİŞİLİĞİ VE İCRAATI ÜZERİNE...

 
 
 
Sanat Bir Güçtür

🎵 SANAT BİR GÜÇTÜR Sanatın Toplumsal Gücü ve Musikînin Önemi Tarihte, her zaman ve mekanda olduğu gibi sanat aynı zamanda bir güçtür. Bu...

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page